اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Göztepe, 27 Kasım 2006
Değerli Kâmil ve Mehmet Akçin kardeşlerim,
Her ikinizden yazılan mektupların, bilhassa insanları çok sıkıntılara sokan asrî rahatsızlıklar konusu üzerinde olanların daha mufassal yazılmaları hususunu öğrendim. Zannederim haklısınız. Gerçi bu mesele ile ilgili birkaç mektuplarda olan açıklamalar az sayılmaz. Yine de gayret göstereceğim.
Hem kendi enfüsümde hem de etrafımda gördüğüm tespitlerimi birkaç maddede şöyle sıralayabilirim. Benim ifademle birer ciddi hastalık sebebi sayılan bu nevi musibetlerle toslaşmalar şahısların kendi kusurlarına dayalı olarak meydana geliyor, genellikle böyledir.
a) Bilgi eksiklikleri
b) İman zayıflığı
c) İtikadî boşluklar
d) Kişinin ciddi meşguliyetler yerinde kendine dönük olarak fazla bencillik içinde yaşaması
e) Mizaç olarak benimseyip arzu ettiği bazı şeylere çok büyük bir hassasiyetle zihnen takılması
f) Şahsın avarelik gibi ciddi meşguliyetsizliği, işsizliği
Daha başka sebepleri de olabilir. Şimdilik bunlar hatırıma geldi.
(a) maddesinde bulunan bilgi eksikliği elbette en çok dinî konular ve insanın yaratılıştan gelen özellikleri ile ilgilidir. Zamanımızın insanları dünya hayatı ile olan münasebetlerini o derece canlı tutuyorlar ki neredeyse varlıklarının hakiki sebebi olan manevî hayatlarını, o hayatın ruhu gibi olan iç dünyalarını çok ihmal ediyorlar, dışlıyorlar da diyebiliriz. Bu ihmal yüzünden insanın mahiyeti hakkında bilgi sahibi olmayı merak etmiyorlar. Böylece maruz kaldıkları sarsıntı veren rahatsızlıklarda geçersiz olan sığ bilgilerin ve yanlış bilenlerin tesiri altında kalıyorlar. Belki tedavi hususunda ehil olanları arasalar da bulabildikleri söylenemez. Bana göre cemiyet (zamanî şartlarda) insanını iyi yetiştiremiyor. En çok bu bakımdan, alt yapının zarurî, bilgilerin yeter derecede olmasına çok ihtiyaç var. Herhangi bir hastanın, hastalık anında bilgilerle donatılıp mukavemet gücünün arttırılması ise ne kadar zor? Bu bilgilenme işi eğitimle beraber en erken çağlarda başlamalıydı.
(b) maddesi yalnız bu medeniyet hastalıklarının bütün dünyada yanlış olarak “medeniyet dünyası” diye bilinen ülkelerde kalmadığı, (maalesef) bizleri, İslâm âlemini de kuşattığı gizlenemez. Dünyalık hayatın materyalist katı felsefelerle, gerçek hayatın zararına dengeleri alt-üst etmesiyle iman zaafı geliştikçe gelişmiş, bu hastalıklar için müsait bir zemin hazırlamıştır.
(c) itikadî boşlukların elbette testlerle tespit edilmesi mümkün değildir. Ancak ananeleşmiş istikametli talim ve terbiyenin nesilden nesile kesintisiz devam ettirilmesi neticesi telafi edilebilirken, şimdilerde topyekûn bir ihmalin ortasında kalınmıştır. Böyle şartlarda her ferdin özel gayretlerle kendilerini yetiştirebilmeleri lazım gelir ki kaç kişi bunda muvaffak olacak?
(d) muntazam olarak a, b, c, d maddeleri birbirlerinin üzerinde olarak mülahaza edilebilir. Yani bunlardan her biri bir diğerini ister, içine alır. Hastalıkları ve getirdikleri sarsıntıları yaşayanlar bunların tamamı için zayıf kalmışlardır. Öyle ise o kimse zaafları sebebiyle denge kaybına uğrayarak bencilleşecektir. O gibi hastalardan pek çoğunun kendilerini her zaman yalnız hissetmelerine, kenarlara, köşelere itilmişlik psikolojisiyle inleyişlerine şahit oluruz.
(e) zihnen takılmalar çocukluktan gelen tesirlerle olabilir. Aile çevresinin (başta ana, baba, kardeşler gibi) gelişmekte olan çocuk veya genç için ilgisizlikleri, ihmalleri, eğitici bilgilerden eksiklikleri buna yol açmış olabilir. Çocuk ve genç olanların başta şefkat olarak yakınlığa, arkadaşlığa çok ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacını temin edemiyorsa nasıl hareket edecek, nereye ve kimlere başvuracak? Halen irfan seviyesini gerektiği kadar yükseklendirmiş (dünkü nesillerin mazhar oldukları) seviyelerde değiliz. Bu durumlarda çaresiz bir derde düştüm... “Ol çaresizlerin çaresi olandan medet ola!” diye diye bir irfanlı himmet sahibini sabırla beklemek var. Başka ne yapılabilir ki?
(f) zaman içinde hareket eden, yürüyen insanın hayatında boşluklar bulunmamalı. İnsanın yapısı bunu gerektiriyor. Herkes kabul eder ki “zaman” intizamlı olarak en hızlı koşar. Benim gibi onun koşusuna ayak uyduramayanların hatırı için frenlemez. Meşru meşguliyetlerle herkesin hayatının bütün saatlerini doldurabilmesi onun için maddî ve manevî bir rahatlıktır. Belki zararlı tesirleri hiç olmayan şifalı bir ilaçtır. Bu tip hastaların (zaman müsrifleri uyuşukların) üzerinde ilgileri olanların öncelikli olarak hastanın ciddiye alınacak bir işinin bulunup bulunmadığına dikkat etmeleri lazım gelir. Munisane yaklaşarak o kimsenin hayatını ve mesaisini tanzimde yardımcı olunabilir.
Gençlik başlı başına (iyi yetiştirilmemişse) büyük bir problemdir. O genç için ağır bir yük olduğu gibi toplumu için de çözülmesi zor problemler üretecektir. Artık zamanımız bakımından o gençler gibi ihtiyarları da problem risklerinin hudutlarında bilmek gerekiyor. Çünkü zaman geçtikçe insanlar daha sığ bilgilere dayanan, belki bir çeşit cehalet içinde yaşamayı benimsiyorlar. Kendileriyle benzer ikizlikleri olabilecek, kolayca yaklaşıp ısınabilecekleri dost ve arkadaşları bulamıyorlar. Bulabilmeleri de özel durumları sebebiyle hiç de kolay değil. Hasta mizaçlı kimse ihtiyarıyla enfüsünde inkılapvâri bir değişmeyi kabullenemez. Değişebilmek için kendisinde yeterli gücü bulamıyor. Herhalde birilerinin destek yardımlarını arzuluyor. Mahcubiyetle bu arzusunu kimseye açamaz. Öyle hastalardan pek çoğu hastalığını da kabul etmez, gizlemeye çalışır. Cemaatli cemiyetli (sünnet ölçüsünde) topluluklar arasına girebilseler belli bir nispette rahatlayabilirler. O gibi toplulukların şefkat yüklü olmalarında onun için iyileşmeler hızlanabilir.
Eskiler “Deme filana deli, her biri bir gûna deli” derlerdi. Bildiğimize ve gördüğümüze göre bu tip insanlar deli değiller. Sağlıkları açısından küçük problemleri olan iyi insanlardır. Belki layık oldukları, benimsedikleri çevreyi bulamamış olmaktan gelen üzüntüleri içlerine dönük olarak yaşıyorlar. Anlayış bekledikleri yakınlarından da ümitsizliğe düşmüşler. Allah onların da bizlerin de yardımcımız olsun.
Böyle mühim bir meselede, bir şifa beyannamesi gibi uzun uzun yazmak ve meraklılarına ulaştırmak itiraf ederim ki hiç de kolay olmadı. İnsan kobay değil. Onun sıkıntı ve rahatsızlıklarını bertaraf etmek, rehabilite etmek çok bilgi, dirayet ve ehliyet istiyor. Aksi halde hafif bir rahatsızlık büyüyerek ciddi bir hastalığa dönebilir.
Bilvesile sizlere, ebedî dostlar, maddî, manevî şifalar, afiyetler arayanlara selâm olsun. Ben kendimi de hastalıklı bildiğim için öylelerine çok dua ediyorum. Bu dualarım yalnız kavilde de kalmıyor.
Kardeşiniz
AHMED İHSAN GENÇ