اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Göztepe, 25 Kasım 2006
Cenab-ı Hak muvaffak etsin, tamamına erdirsin. Bu yakınlarda “Vicdanımdan Nefsime Mesajlar” olarak yüz kadar mesajı bir kitapçık halinde yazdım. Tab edildiğinden sonra elde ederek okuyabilecek kimselerden daha önce kendi nefsimin bu mesajlardan istifadesini bekliyorum.
Benim nefsim gibi yakın bulduğum manevî havamızda beraberliğimiz olan çok kimselerde de gördüm ki acip bir hassasiyet var. Bu hassasiyetin zamanî tesirlerden başka nefsin hayat-ı kalbiyeden çok hayat-ı kalıbıyeye meyil ederek nazariyatta maaliyat gibi yükseklikleri istemiş olsa da, fâniyatın en dar dehlizlerine dalmak sebebiyle başını, o dehlizlerin duvarlarına çarpıyor da hassaslaşıyor, şikâyetler ediyor olduğu gördüm.
Bildiğimiz gibi rüzgârlı havalarda, hafiflikler rüzgârın önüne kapılıp mekânlarından uzaklaştırılırken, ağırlıklı olanlar o rüzgârların gürültülerine aldırmıyor. Kalbin azamî genişliğini düşünürsek o âlemde cevelan edecek nefsin kafasını çarparak sızlanacağı bir şikâyeti kalmaz. Eğer su ummanının ve hava okyanusunun kirlenmesi söz konusu ise onların içlerinde yaşanamayacak derecelere gelmeleri çok uzaktır.
İnsan olarak hep de çok bencilliğe prim veren nefsin mızmızlarına kulak verdikçe o nazını arttıracak ve bizi her şeye alınganlık göstererek rahatsız edecektir. Nefsin (kat’î bilmemekle beraber) bir ruh mertebesi olabildiği kanaatindeyim. Bu mertebe sahibinin esfel-i safilîn patırtılarıyla, çakıllarıyla, süprüntüleriyle işi olamaz. Nazarını en üstün yüceliklere çevirdiği için bunlar onun ayakları altındadır. Enaniyetsiz büyüklük böyle mertebe sahiplerinde en güzel olarak yaşanır.
Eskilerden birçokları;
“Hoştur bana senden gelen
Ya gonca gül yahut diken”
diyerek rüzgârların üfürmelerinden şaşkınlığa düşmek şöyle dursun, kemal sahiplerine yakışır değişik lezzetlerin tadını almışlardır.
Bazen yolcularla dolu bir yolda yürürken hafiften omuzun veya kolun bir başkasına dokunur da, o kimse hemen döner kaşlarını çatarak öfkesini belirtir ya... Düşünse ki bu harekette hiçbir kasıt yok, belki hiç de irkilmeden hatta duymadan yoluna gitmesi lazım gelir. Aksi halde hiç yoktan gerginleşmiş bir kavga horozu gibi tavırlar almıştır. Böyle bir kimseye akıl sahiplerinden olanlar ya acıyacak veya güleceklerdir. İşte biz de nefsimizi şımartarak bu duruma düşmemeliyiz.
Sakın sakın bu umuma açık mektubumu birileri nefsine inhisar ettirmesin. Bununla beraber hem maddî, hem manevî sağlığı için istifadeye çalışsın. Bu satırları okuyan değerli insanların dualarını istiyorum.
Selâm ve hürmetlerimle...
AHMED İHSAN GENÇ
Not: Bu mektup Mehmet Soylu’ya telefon görüşmesiyle yazdırılmıştır.