اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Fatih, 27 Ekim 2006
Ruhen mühim bir zenginliğe sahip, hizmet şevkini bazılarının fark etmekte zorluk çektiği değerli kardeş, dost ve arkadaş Hüseyin Bey,
Selâmı bir vecibe olarak yukarıda arz ettim. Cenab-ı Hak sizi “Darüsselâm” âleminde mükâfatlandırsın inşaallah. Biz de selâm ehlinden olarak haşir oluruz.
Bir musahabemiz sırasında “nakibiyet” ve “eşraf-ı nukebânın” hususiyle de sizin aileniz hakkında bir malumatım olup olmadığını adeta sondajlamıştınız. Bu ehemmiyetli meselede kifayetli ve tahkiki bilgi sahibi olmadığımdan mahcubum. Ancak pek kısa da olsa bazı mülahazalarımı bu mektubumun hacmi içinde arz edeceğim.
Nakibiyet, Muhammed’in (a.s.m.) ümmeti içinde şeref-şiar bir güzelliğe sahiptir. 1400 yıllık tarihî bir ananesi vardır. Ümmetin büyükleri, genellikle “nükebânın” her türlü meselelerini, şecerelerini sıhhatli bir sûrette korunmasını, onların (nükebânın) en büyüklerine ve kuzattan olan allâme zâtların nezaretine havale etmişlerdir. Hiçbir milletin vakıf müessesemiz gibi “nakiplik müessesesi” yoktur. Ümmet nükebâsını şerefli bilir. Onlardan her ferde karşı azamî hürmetkârdır.
Sizin ailenizle ilgili olarak kısır müşahedelerimi de şöyle arz edeyim: Dedenizi ders-i âmm ve müstakil medrese sahibi olan benim dedem (Çömez Hoca namıyla maruf) Gençağazade Hoca Ahmet Efendi ile dost olarak görürdüm. Çok zaman beraber olurlardı. Çocukluğumdan yeni çıktığım yıllarda, pederiniz ve amcalarınızın müşterek işlerine ait dükkânları ile babamın manifatura mağazası karşı karşıya idi ve onlarla çok güzel komşuluk münasebetlerimiz olurdu. O yıllarda çok çocuk iken bu Nakipoğulları’ndan 3-4 kardeşlerin omuz omuza büyük gayretler içinde adeta nefes almadan iş hayatlarını görür, fevkalade çalışkanlıklarına ve aralarında hürmetli bir tesanüt bulunuşuna imrenirdim.
İkinci Dünya Savaşı seneleri idi, o günün şartlarına göre fazla imkânları (zenginlik ve sermaye cihetinden) olmadığına kani idim. Bütün iş hayatında bulunan ehl-i imana yakışır şekilde yalnız dünya için yaratılmışlar gibi (görünüşe göre) o çalışkan insanlar öyle çalışırlardı. Bazen kendilerinden, bazen peder ve merhum biraderimden bu çalışkan ve değerli insanların belki biz medresede (dedemin gizli talebe okuttuğu medresesi) çocuk iken bulunduğumuz sıralarda, o merhumlar da dedemin medresesinde ve yine talebe okutan merhum amcam Hafız Abdullah Efendi’nin medresesinde okuyorlarmış. Artık başka muktesepleri ve tahsilleri (Bahaeddin Amcanız dışında) olup olmadığı hususunda bilgi sahibi değilim. Ancak o kadar kesif iş hayatlarına rağmen başta benim için kıymetli birer ağabey olan Kazım Ağabey ve Osman Ağabey ve Şıh Ağa (biz öyle tanırdık) ecdadımızdan miras kalmış Hacı Nasır Camii’nin cemaatine koşan insanlardı. Sonraki yıllarda benim için ikinci nesil olan bu ağabeyleri daha iyi tanımak fırsatını buldum. Allah’a hamd olsun ki yakınlıklarımız livechillahtır. Şimdi üçüncü nesilden ve dördüncü nesilden olanlarınızla da candan yakınlıklarımız var.
Aciz kanaatime göre nakiplik meselesi şimdi reisi’l-nukebâsı bulunmasa da ihya edilmesine, bu hususta arşiv taramalarına ihtiyaç gösteriyor. Ben bir Gaziantepli olarak sizin (Nakipoğulları ailesinin) bilhassa bu yakın zamanlarda manevî hizmetlere omuz verip destek olmanızdan çok iftihar ediyorum. Belki dördüncü nesil sizleri de çok ileri geçecek ve aile şerefine layık milletimizin çaresizliklerinin çaresi hayatının kıvamı olacaklardır.
Bu nakipzâdelik gibi taşıdığınız unvanla Rabbimden temenni ediyorum ki iman hizmetinde ve Kur’ân yolunda büyük muvaffakiyetler elde edersiniz.
Ben medar-ı bahsimiz üzerinde bilgi fukaralığına sahip oluşuma mahcubum. Gönlüm isterdi ki ümmet içinde en değerli en mümtaz olan nukebâ ve nesilleri için bir kitap kaleme alabileyim. Çünkü güzellikler, faziletler, meziyetler büyük nimetlerdir. Onlar için şükür edilmeli ki bereketlensin.
Bilirsiniz ki kelamın önünde selâm olduğu gibi sonunda da selâmımız var.
Bütün aile efradınızla Nakipoğulları olarak sizleri sen kıymetli dostumun şahsında hürmetle selâmlıyorum, dua ediyorum, dualarınızı bekliyorum.
AHMED İHSAN GENÇ
Not: Bu mektubum zâta mahsus gibi kaleme alınmışsa da şuurlu ve meraklı insanlarımızın açık bir mektup olarak okumalarında mahzur görmüyorum.
Not: Bu mektup Kamil Jiliptay’a telefon görüşmesiyle yazdırılmıştır.