اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Göztepe, 13 Ekim 2006
Ölüm ve ecel ile kısa hasbihal…
Ey ecel! Senin bütün canlı varlıklara (Allah’ın izin ve iradesiyle) yaklaşma usulünü fark ediyorum. Ölümü getirip onların başına geçiriyorsun. Bana da özel bir muamelen olmayacak. Desem ki: “Misafir gelecektin de ne diye haber vermedin, şöyle biraz toparlanırdım.” Bana güleceksin. Şuura sahip, cehl-i mürekkepten uzak her mü’min bilir ki sen her an gelebilirsin. Senin okunla vurulan düşer, düşen kalkmaz. Bir kere hedef olmaya görsün. Pençende kıvrım kıvrım kıvrananlar, boğuk boğuk sesler çıkaranlar, ciyak ciyak feryat edenler pek çok. “Onları bu hale düşüren ben miyim, onlarda kendilerinde olanlar turnusolün kabiliyeti gibi ortaya çıkıyor.” Tamamıyla gerçek söylüyorsun, zaten ölüm gerçeklerden en berrak bir gerçek değil mi? Benim gibi bir zavallı daha önceleri ihtiyarî bir ölümle ölebilseydi, sen ne zaman gelirsen gel seninle karşılaşmaya hazır olacaktı. Belki teşrifine hoşâmedi yapacaktı…
Ey benim terhis vesikamı elinde tutan ecel, sana, senin müekkelin olan Hazret-i Azrail’e (a.s.) merhaba... Bugünün kesif, gafletli, boğucu dumanında etrafını göremeyen benim gibi insanlar senin aniden bastıracağını nereden görecekler?
Çok yakın bir gelecekte ölmüş olacağımı düşünerek ölümsüzler kafilesinin arasına katılabilmeyi istiyorum. Üstad’ımız, ölümün öldürülmezliğini, kabir kapısının kapanmazlığını her fırsatta beyan ediyorlar. Cenab-ı Hak ayet-i azimesiyle “Bütün nefisler ölümü tadacaktır” mealiyle devamlı akıl ve kalplerimizin kulaklarını çınlatıyor. Kendim için bir hüsn-ü akibeti Rabbimden yalvarıyorum. Kardeşlerimi de unutmuyorum. Onlar da benim bu duâlarıma can-ı gönülden katılsınlar. “Âmin âmin!” desinler.
AHMED İHSAN GENÇ
Not: Bu mektup Mehmet Soylu’ya telefon görüşmesiyle yazdırılmıştır.