اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Göztepe, 6 Aralık 2006
Kıymetli, sevgili dost, ferâgatli, vefalı arkadaş, kardeşim Ahmed Feyzullah’a,
Bugün sizin gibi değerli kardeşlerimin birçokları ile beraber bir konuyu bütünleşmiş olarak düşündüm. Kuvvetli bir kanaatle bu bütünleşmenin güzelliği içinde düşündürülen “dua” konusu üzerine daha çok eğilmek gerektiğine karar verdim.
Rabbimizin Kitabullah’ta beyan buyurduğuna göre her birimizin mikyası dualarımızda görünüyor. (Hulkumdan aşağıya inmeyen dualardan Allah’a sığınırım.) Mükellef insanın duâ ibadetinden (amelinden) daha büyük, daha zarurî ne olabilir ki? İnsanın insan olarak kıymetinin mizanı dua olduğuna göre ve bunun bir istisnası yok iken bizler ne kadar dua edebiliyoruz? Belki çoklarımız onu bir resmî merasimden ibaret zannediyor. Hal böyleyken duâ eden bir kimse Rabbisiyle konuşuyor. O’na ta’zim ve tekrimiyle ihtiyaçlarını arz ediyor. Rıza ve hoşnutluğunu cezp için minnettarlığını ve muhabbetini açık ifadelerle takdim etmiş oluyor. Duâcı duası anında kiminle yüz yüze geldiğini, nasıl bir Zât’ı muhatap tuttuğunu unutmamak lazım. Gerçekte bütün bize tahsis olunan zamanlarımızı dolduran duâdır. Hangi hal, fiil, düşünce, kelam ve belki niyet duaların envalarından bir nevi değildir? Maddî dünyanın kesafetleri ile boğulmayalım. Attığımız bir adımın, kalkışlarımızın, oturuşlarımızın, nefes alışlarımızın her biri (müspetiyle menfisi ile) dualarımızdır.
Dualarda teksif, bilhassa ihtiyarî olanlarda (şuur ve kasta dayalı olarak) âfâkî konulardan dışlayarak nişan almış bir kimsenin (teşbihte hata olmaz) nefesini kesmesi gibi bir hazırlığı gerektirir. Bir kimse iradî olmayan, şuurla bir maksada yöneltmediği işlerinde dua etmediğini zannedebilir. Onun bu zannı yanlıştır. Âdemoğlu her hareketiyle kendi leh veya aleyhine bir pozisyon içindedir. Celâl sahibi Sultanımız o işlerden hareketlere menşe olan niyetlerden kulunu ya kazançlı kılacak veya hesaba çekecektir. Dualarda teksif gibi duâ kıblesinin de bilinmesi kalbî ve halî dualarda öylece yöneliş temin edilmesi lazım gelir.
Duâlarını kalbî ve lisanî sûretlerde icra edenler hissiliklerden müstağni olarak beddua gibi menfi dualardan, intizarlardan sakınmaları kendi menfaatleri için olacaktır. Dualarda zaman, mekân seçimleri olabileceği gibi bütün mekân ve zamanları en azından hâlî dualarla doldurmak mümkündür. Böyle dualar üzerinde bulunabilmek dualarımızı daha çok makbulleştirecek tekitli, ısrarlı dualar cinsindendir.
Duâların içine girecek ihtiyaçların, konuların, şahısların, merkezden muhite yayılması olabildiği gibi muhitten merkeze toplanması da vardır. Sadece Allah ile irtibatı muhafaza ederek duâsını yapmak istediğimiz her ne olursa onu akıl ve kalpte sürekli tutmak da iç dünyamızı şenlendirecek zevkli ve lezzetli bir duadır. Bir kimsenin istirahat için uyuyuncaya kadar yapabildiği duâlar kesintisiz uyanıncaya kadar devam etmiş olacaktır. İnsan bilgi eksiklikleri sebebiyle belki duâ ile eğitilmemiş bir yabani ise bunun ehemmiyetini kavrayamamıştır.
Bizler kendilerimizi gönüllüler olarak duâ ordusunun neferleri bilmeliyiz. Bu ordu içinde bulunmak sebebiyle ihsan-ı ilahî sûretinde Rabbimizin bizleri ummadığımız yüksekliklere çıkaracağına samimi olarak itikat ve iman etmeliyiz.
Kardeşim,
Duâya tahsis edilmiş bu mektubumla anladınız ki benim için yapacağınız duaları katlayarak devam ettirmenizi rica etmiş oluyorum. Bu dualarımızın, kendilerine dualarımızda yer verdiğimiz her kimsenin ruhunda makes bulduğundan tereddüdüm yoktur.
Bilvesile başta en büyük bir dua olan selâmımla sizi selâmlayıp, gözlerinizden öpüyorum.
AHMED İHSAN GENÇ
Not: Bu mektup telefon görüşmesiyle yazdırılmıştır.