اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Göztepe, 2 Aralık 2006
ENANİYET ÜZERİNE TESPİTLER
Faydalandığımız eserlerde, büyüklerimizin nasihatlerinde öğreniyoruz ki enaniyet ve kibir, kendini beğenmişlik insan için ebedî helake götürecek kadar tehlikeli ve zararlıdır. Herkeste çok veya az bulunuyor. Bir kısım akıllı kimseler bu sıfatlarını büyük bir dikkatle perde arkasında tutmaya çalışıyorlar. Bu sıfatlardan en uzak kalan (veya öyle bilinen) kimselerin de onunla bulaştıkları bir gerçek. O kadar ki bazen enaniyetin tezahürü tevazu kisvesine de bürünerek ortaya çıkıyor. Demek ki çok tehlikeli.
Ben dikkat ettim, enaniyet en çok cahillerde ve asrî siyasîlerde kendisini açığa vuruyor. Hatta fena fi’l-enaniyet olmuş bu gibi kimseler bu sıfatlarıyla övünmekten hiç de sıkılmıyorlar.
Ruhumuza sinmiş imanî marifetimiz içinde biliriz ki büyüklenmek gerçek olarak azametli kibriyasıyla Cenab-ı Hakk’a aittir. Biz kullar kulluktan, zaaftan, acizden başka neyimiz var. İslâm cemaat hayatına, uhuvvetkârâne tekevvünlere en büyük darbeyi bencillikler, enaniyetler, kibirlenmeler vuruyor.
Kendilerini en yüksek ilim ehli, her şeye vâkıf, dahi mütefenninler bilenlerin zannettiği gibi bir hayatî varlığı (insan ve sair canlılar) meydana getiren unsurları, uyumlu bir terkibi nafiz emriyle yaratan tesadüfler değildir. Yapılarımızdaki terkibat içinde birleşen unsurlar onların zannettiği gibi birbirleriyle kavgalı değiller. Onların, o elementlerin bütünü tav’an, kerhen o nafizî emre itaat ederler. Aksi halde kavga çıkarsalar, isyan etseler o vücudun bütünlüğü ondan maksut olan gayelerle beraber dağılır. Bu ibretli ve göz önündeki hadiseyi akıllı bir insan fıtratın mektubu içinde nasıl okuyamıyor. O kimseler düşünmeli ki görmesi lazım gelen, okuyup anlaması icap eden bu derslerde her türlü enaniyetli tavırlara paydos demenin gereği anlaşılır. Sen sendeki, ben bendeki mezmum olan enaniyetlerimizi bir kenara itmesini bilirsek enaniyetin mümessil-i habîsi şeytana sırtımızı dönebilirsek ne kadar kolay ve rahat baş başa verebileceğiz. Sen beni, ben seni, birbirimizi en güzel bir sûrette kucaklayacağız. Böylece müşterek gayemiz ve o gayeye götüren hizmetimiz muvaffakiyetli bir zaferle neticelenecek.
Birbirlerine (en yakın kardeşlerin de) dargınlıkları, küskünlükleri, bu noktaya çeken mazeretleri ya gizli ya açık enaniyetlerin mahsulüdür. Yakinen şahit oldum. Bu duruma düşmüş insanlardan çoğu henüz zuhura gelmemiş bir vehimle “O bana öyle bakıyordu ki, gözlerinden okuyordum,” diyebiliyordu.
Asıl zafer, nefsin bir hikmete binaen bizlere verilmiş olan bu ahlakî zaaflardan kendimizi kurtarabilmek olacak. Başkaları fark etmese de bizde bulunan enaniyet ve kibir, Kibriya’nın azametine dokunur da insan firavunlaşır. Ebu Cehil’e benzemeye başlar. (Maazallah) Ben kendim nefsimde bulaşıklığını hissettiğim bu sıfatlardan çok korkuyorum. Bu korkum sebebiyle Hakk’a hürmetsizlik ve riayetsizlik de sayılabilecek yanlışlarım var. Çok iyi tahkik ettiğim, ihata sahibi olduğum ilmî değeri yüksek olan çok konularda dilimi tutuyorum (Allah affetsin), başkalarının bildikleri kadar açıklamalarına intizar ediyorum. Enaniyetimin her konuda burnunu araya sokmasından hoşlanmam, rahatsız olurum.
Allah hayır söyletsin, hayrımızın sebeplerini yaratsın. Yaptıklarımızı ve söylediklerimizi tesirli kılsın. Sevdiği niyet, düşünce, amellere sevk ederek mükâfatlandırsın.
Kardeşiniz
AHMED İHSAN GENÇ
Not: Bu mektup telefon görüşmesiyle yazdırılmıştır.