اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Çamlıca, 17 Kasım 2006
Cismaniyeten, vicahen bu fanî hayat içinde bâkiyat âleminin kapısında görüştüğümüz günden beri ne güzel, candan bir dostluğumuz olan Dayko Osman kardeşim,
Allah’ın büyük bir nimeti olarak güzel insanlardan pek de az sayılmayan kardeşlerim, dostlarım, sevdiklerim var. Bu benim için bir sevinç vesilesi olduğu kadar iftihar vesilesi de olabilir. Bununla beraber en çok Rabbimin ihsan sıfatından İhsan’ına bir ihsanıdır. Sizler gibi fevkalade yakınlığım olanlara tekrar tekrar söylemişim, ısrarla hatırlatmışım: Bâkîleşecek her güzellik gibi kardeşliğin de firaksız, saadetli beraberliğin temeli burada atılır. Kökleşmesi dünyada başlatılır. Bizler bu âlemde dikerek büyüttüğümüz ağaçların cennet hayatında gölgelerinde sohbetlerimizi devam ettireceğiz. O ağaçlar burada yetiştirilecek.
Değerli Osman’ım, Allah seni zinnureyn Osman’ımızın (r.a.) yakını kılsın, şefaatine mazhar eylesin.
Pazartesi akşamında Daykolarımla musahabemiz sırasında merak ettiğin husus üzerinde üç beş cümle yazacağım. Evvela çok iyi bilesiniz ki bizler (millet-i İslâmiye olarak) hazar zamanında değiliz. Kesinlikle topyekûn seferî haldeyiz... Manevî bir seferberlik içindeyiz. Buna göre hazarî zamanlara nispetle şartlarımız (ameller, ibadetler ve hayat) bakımından büyük farklılıklar var. Zaten sizin sualinizin asıl cevabı da bunun içinde. Seferî şartlar ne mükellefiyetler getirir ve bizden neler alıp götürür bunların üzerinde birazcık düşünmeliyiz.
Şöyle bir örnek hatırlatmak istiyorum: Eli yanan, ocağı yanan, harmanı yanan bir insan o yangına koşacağı yerde “Benim karnım aç, henüz kahvaltımı yapmadım” diyerek o büyük zarara karşı yangını söndürücülere fiilen katılmaması insaniyeten bir cinayet olur. Şimdi etrafımızı kuşatan yangınlar her biri yuvamızı, harmanımızı, yavrularımızı yakmaktan farksızdır. Öyleyse cehdimiz bu şartlara göre olmalı. Hattâ böyle korkunç bir felakete dûçar olunduğu sırada bir kısım zarurî vazifeler belki mükellef olduğumuz ibadetler de tehire uğratılabilir. Bu aciz kardeşinizin bütün gücüyle anlatmaya çalıştığı konular bunlardır.
Sizi anlayışlı bir dost, kardeş ve muhatap olarak her zaman halkamız içinde görmek istiyorum. Benim Daykolarıma gelince Arif Abimden başlayarak her birerinize karşı birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü nesillerinizle candan ve samimi alakadarım. Birbirimizi bütün gelecek zamanlarda da bırakmamak için kararlı olmalıyız, taahhüde girmeliyiz. Allah bizi tanıştırıyor, görüştürüyor, kaynaştırıyor, birbirimize bağlıyor. Büyük bir yanlışlığa düşmedikçe bu bağı gevşetmek veya çözmek yerine kuvvetlendirmeliyiz. Bu hususta bizleri imanla, Kur’ân’la bağlayana şükranlarımızı, minnettarlığımızı böylece gösterebiliriz.
Kardeşim,
Gönül bahçesinden bir kapı araladığımı zannediyorum. Hepimizi ilgilendiren hizmet metotlarının bazı teknik konularına da girmiş oldum. Fırsatlar çıktıkça her ne kadar hafızaca güçlü olsanız da bu mektubu sık sık okuyunuz. Aranızda müzakere ediniz, bilhassa genç Daykolarımın dikkatini çekiniz. Cenab-ı Rahîm’den sizler için muvaffakiyetler diliyorum... O bizim yardımcımızdır.
Siz kardeşlerimin aile fertleriniz de dâhil olarak dualarını rica ederim.
Selâm ve hürmetlerimle gözlerinizden öpüyorum.
AHMED İHSAN GENÇ
Not: Bu mektup Mehmet Soylu’ya telefon görüşmesiyle yazdırılmıştır.