اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Üsküdar, 10 Kasım 2006
Ömürlerini kısmen veya tamamıyla avareliklerle, yatak güreşleriyle geçiren insanlara karşılık her dakikasını fariza gibi gördüğü mühim ibadetler cinsinden doldurmasını bilen, yaptığı her şeyi yalnız Allah için yapmaya çalışan, belki manen zenginleşen kardeşim,
Selâmda ma’kable ve ma’ba’de şamil bir beka cilvesi var ki hem unutmamak hem de mümkün olabilen gayretle yaygınlaştırıp bereketlendirmek lazım. Bu hassas nokta sebebiyle sizi ve mektubumuza muttali olacakları candan selâmlıyorum.
Devamlı teyakkuz hali bizim gibi insanlara (bir hizmetle mükellef olduğunu unutmayanlara) bir derece basit görünen azıcık gafletlerden de uzak tutulacak marifetten bir marifettir. Şu satırları yazdırırken açık açık söyleyeyim ki içli dışlı kulaklarımı bana doğru yaklaşmakta olan birisinin kapıyı tıklatmasına ve seslenmesine çevirmişim. Hâl-i kesafetim, her türlü meşguliyetim ne olursa olsun beklentim, intizarım kesilmeyecek. Dünyevî ömür içinde geçmişlerde yakalayamadığım çok şeyler var. Bundandır ki bir telafi maksadıyla istikbalî saatleri ve günleri kolluyorum. Hazır zamanımı çürütmeden hürmetli bir bekleyişle istikbali istikbal etmeye hazırlanıyorum. O kapıyı tıklatacak ecel de olabilir. Hoş geldi, buyursun gelsin. Bana benliğimden müstağni olarak ruhî hazları tattıran Rabbimin bu emrine karşı itaatle boynumu uzatacağım. Nitekim toslayan bütün musibetlere karşı da aynı tarzda hareket ettim. Her şeyimle kendimi aslen sahibim olan Rabbime emanet ediyorum. O’nun kibriyalı azametinden hiç sû-i zanna düşmedim, hüsn-ü zan üzere bulundum. Malumdur ki benimsediğim can ve canan hiç birisi benim değildir. Bende benimdir diyebileceğim hiçbir şey yok. Beşerî nizam içinde benimmiş gibi görünen her şey O’nun. Tapulanmış olanlar varsa bile onların tapu senetleri yakında yırtılıp atılacak. Her şeyim O’na rücu edeceği gibi ben de rücu etmek üzereyim.
Sizinle inşaallah kalıcı, turfanda meyveler gibi iştahları kabartıcı sohbetler yapıyoruz. Bugün de bu atmosfere yine hazırlıksız girdim. Rabbime iltica ederek dilimden O’nu ve O’nun sevdiklerini rencide edici sözler çıkmamasını yalvarıyorum. Hikmetli kelamların sihirli tesirleri olabildiği hususunu sünnetten öğreniyoruz. Gençliğimde bugünlerden daha çok latifelerimi okşayıcı hikmetleri ve hakikatleri heyecanlı bir şekilde arar dururdum. Çocukluk günlerimde bile Kitap ve Sünnet kaynaklı kibar kelamların en hırslı bir müşterisiydim. Gün görmüşlerden, büyüklerden işittiğim veya bir kitapta okuduğum zengin muhtevalı bir hikmet ile adeta hararetli bir hazdan sarhoş olurdum. Hikmet kovalamak veya avcılığı benim için hem zevkli hem de en ciddi bir meşgale idi. Garp âleminin hikmet ehli olanlarının eserlerine de lakayt kalmadan kendi âlemimizin her zaman o âleme faik olan büyüklerinin hikmetleri zihin ve kalp tarlasında mu’cize hurmaları gibi hemen meyvesini verirdi. Bu sebepledir ki o büyüklerimizden yüzlercesi ile manen tanıştım. Onlardaki zenginliğe hayranlık içindeydim. Gıpta ediyordum. Ah, ilahî bir yardım ile o üstadların aralarına karışabilsem temennisini bütün gücümle yalvarıp devam ettiriyordum. Rabbim bir kırıntı nispetinde ondan nasibdar etti.
Rabbimin her nimeti gibi akıl, şuur, fehim nimetleriyle birlikte her türlü nimet-i istifadelere de şükrediyorum.
Kardeşim, benimle muhatap olarak beraberliğinizden, zahmetlerime katlandığınızdan size de minnettarım. Bilvesile selâm ederim, dua ederim, dualarınızı beklerim.
Kardeşiniz
AHMED İHSAN GENÇ
Not: Bu mektup Mehmet Soylu’ya telefon görüşmesiyle yazdırılmıştır.