اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Göztepe, 7 Kasım 2006
Belki kalbiyle ve aklıyla teveccüh ederek duyacaklarına ruhunun menfezlerini açmış kardeşim,
Her vesileyle ısrarla üzerinde durduğum kendi nefsimle beraber bütün dost, ahbap ve çevremde bulunan insanlara, yalnız bunlara değil belki bütün mü’minîne tavsiye ettiğim açımızı açmak, ufkumuzu genişletmek gereğini, yakınlığımız sebebiyle size de açıkça belirtiyorum. Ufuk genişlemesini aklı olan herkes için bir vecibe gibi görüyorum.
Asrın İmamı’ndan okumuştum. O müstesna zât, iman şuurunun Kur’ânî teleskopuyla görerek söylüyordu. İnsanın başını kuma sokanlardan olmamasını, dar düşüncelerin çamurlarına saplanmamasını tavsiye etmekle kalmıyor, öylelerinden yüz çeviriyordu. Melekât-ı akliyemiz ve ona bağlı şuur gücümüz, bilgi ve birikimlerle taharrî, tetkik ve tahkiklerle alabildiğine açılabilir bir yapıya sahiptir. Bu cihazlarımızı saplantılarla güdükleştirip dar açılı, dar kafalı müttehem olduğumuz iptidailiklerden silkinmesini bilmeliyiz. Şüpheci olmamakla beraber iyi bildiğimiz bir kısım meselelerin de tekrar tekrar mütalaa edilerek incelenmesinde hiç bir zarar görmüyorum. Kendilerini bizlere asrî insan gibi modernist olarak tanıtanların niceleri tabular ve tabulaştırdıklarının mahkûmu gibidir. Daima sıkıştıkları dar menfezlerde kalıyor, bir yere çakılmış ve orada paslanmış çivi gibi oldukları yerde hiç hareketsiz duruyorlar. Yani fikrî bir cevvaliyet esnekliğini, hareketliliğini onlarda göremiyoruz. Bizler de dar ufuklu kalmakla onları mı taklit edeceğiz? Yok yok, insanın çok nadide değere sahip melekelerini atıllaştırmaya, çürütmeye hak sahibi değiliz.
Cahiliye topluluğu Arş-ı A’zam’dan nüzul eden kalb-i Muhammedî’yi (a.s.m.) hedefleyerek bütün âlemleri nurlandıran hakikate karşı bâtıl göreneklerinin cahilî karanlıklarının perdelerine gizlendiler. Bir başka ifadeyle cahilî taassup içinde akıllarını kullanamadılar, ufuklarını açamadılar. Fasılasız rahmeti nüzul eden Rabbimizin her gününe ve muhitimizde olan her şeye, bütün şuûna ilk defa görüyormuş gibi dikkatle bakmalıyız. Duyduklarımız için de böyle. Ben kendim şüphe etmiyorum ki bugün yeni bir insanım, yarın için de yeni bir doğuşla doğacağım ve her günümü hayatımın bütünü çapında kıymetlendirip sahipleneceğim.
Çok hassas olan insanların, en fazla dar kafalılıktan eziklik ve utanç hissetmeleri lazım.
Okuyacaksın... Araştıracaksın... Bilgileneceksin... Düşüneceksin... Anlayacaksın... Bir yerde sen de, ben de bunun içiniz. Bunlarsız nasıl yaşayabiliriz ki? Bunlarsız bu âlemde, bu dünyada ne işimiz var? Kur’ân azîm beyanlarıyla akıl etmemizi, şuurlu olmamızı, teemmülümüzü, düşünmemizi emretmiyor mu? İman ve İslâm kudsî dairesinin dışında kalanlar buna değer vermeseler de bizler Kur’ân ve imanla bu gerçeklere bağlıyız.
Bu düşünce hayatını en üst seviyeye taşımak için gerekirse bütün tahsil ve terbiye vasıtalarını kullanabilmeliyiz. Belki masum çocuklarımız için de erken çağlarda bunun aşısını yapmalıyız.
Tekrar ifade edeyim ki içtimaîde, siyasîde, örfîde, dinîde yeniden dikkatle inceleyebileceğimiz çok konular olabilir. Nesl-i cedit taifesinden sabitkadem olduğumuz imanımız ve mukaddeslerimiz dışında her şey üzerine yeniden eğilmekten, inkılapvâri hamleler yapmaktan asla korkmamalarını tavsiye ederim.
Değerli kardeşim,
Hikmetini bilmiyorum, bir esinti gibi mektubumda bu ufuk açma meselesine yer verdim. İnşaallah bunda bir hayır var. Bilvesile gözlerinden öpüyorum…
Dualar ediyorum, dualar bekliyorum.
Kardeşiniz
AHMED İHSAN GENÇ
Not: Bu mektup Mehmet Soylu’ya telefon görüşmesiyle yazdırılmıştır.